Zeka Geninin Anneden Olduğunu Biliyor Muydunuz?

0

Akıllı insanlar annelerine teşekkür borçlu, çünkü araştırmacılara göre; zeka genlerinin geçişinden büyük oranda anneler sorumlu. Böylelikle yüzyıllardır hüküm süren cinsiyet kalıpları belki de kaybolur. Artık zeki bir çocuk sahibi olmak isteyen bekar kadınların en yakındaki sperm bankasından Nobel ödülü aramasına gerek yok. Görünüşe bakılırsa, erkekler bundan böyle kadının zekasını da karşı cinse çekimde önemli bir etken olarak görmeye başlayacak.

Bu fikrin temelinde koşullu genlerin, kaynaklarına bağlı olarak farklı davranmaları yatıyor. Bu genlerin soyunu takip etmenin ve aktif olup olmadığını öğrenmenin bir yolu var. İlginç olan şu ki; bazı koşullu genler sadece anneden geldiklerinde işe yarıyorlar. Bu gen babadan miras kaldığında aktif olmuyor. Görünen o ki; diğerleri de tam aksine babadan geldiklerinde aktif durumda oluyorlar.

Annelerin genleri direkt serebral kortekse ulaşırken, babanınkiler limbik sisteme gidiyor. Aklın kalıtsal bir şey olduğunu biliyoruz ama birkaç yıl öncesine değin bunun anne kadar babaya da bağlı olduğunu zannediyorduk. Fakat yapılan araştırmalarda çocukların zekasının anneden geldiği, çünkü zeka genlerinin X kromozomuna yerleştiği ortaya çıktı.

Bu alandaki çalışmalardan ilki 1984 yılında Cambridge Üniversitesinde yapıldı ve devamı geldi. Bu çalışmalarda gen koşullanması incelendi ve anneden gelen genlerin beynin merkezi kısımlarının gelişimine katkı sağladığı sonucuna varıldı.

İlk deneyde, araştırmacılar sadece anneden ya da babadan gen alarak fare embriyoları yarattı. Fakat embriyoları yetişkin bir farenin rahimine yerleştirmek söz konusu olduğunda, sadece anneden alınanlar harekete geçti ve bunlar embriyonun gelişimi için yaşamsal önem taşıyordu. Öte yandan babanın genetik mirasının da plasentayı oluşturmakta gerekli olduğu gözlemlendi.

Araştırmacılar bu genlerin embriyonun gelişiminde önemli olduğunu gözlemdiler ve aynı şekilde hayvanların ve insanların hayatlarında da önemli rol oynadığı ve hatta beyin fonksiyonlarını oluşturduğu hipotezini ortaya koydular. Sorun bu fikri kanıtlamaktaydı çünkü tek ebeveynden alınan genler hızla öldü.

Ve bir çözüm buldular: Embriyo hücreleri hayatta kaldığında, embriyolar da yaşamlarını sürdürebiliyor, geri kalanlar yok oluyordu. Böylece laboratuvarda değiştirilmiş bir fare yarattılar ve şaşırtıcı olarak aynı şekilde gelişmedi.

Anneden daha fazla gen alanlar daha büyük kafalara ve beyinlere ama küçük bedenlere sahip oldular. Tam tersi babadan fazla gen alanlar küçük beyinler ve büyük bedenler geliştirdiler.

Elbette bilim insanlarının bu araştırmaları ilerletmeye devam ediyorlar. Örneğin araştırmacı Robert Lehrke, çocuğun zekasının X kromozomuna bağlı olduğunu açıkladı. Ve kadınlarda iki tane X kromozomu olduğu için, zekaya bağlı özellikleri çocuklarına aktarmaya daha yatkın olduklarını ortaya koydu.

Almanya Ulm Üniversitesindeki araştırmada ise beyin hasarında genlerin rolü incelendiğinde zihinsel engellerin erkeklerde yüzde 30 daha yaygın olmasının tesadüf olmadığı sonucuna varıldı.

Fakat en ilginç sonuçlar İskoçya’dan geliyor. Araştırmada 14 ve 22 yaş aralığında 12686 kişiyle 1994’ten itibaren her yıl mülakat yapıldı. Araştırmacılar, ten renginden sosyo-ekonomik duruma kadar birçok farklı değişkeni göz önünde bulundurdular. Sonuçta gençlerin IQ’ları annelerininkinden sadece 15 puan kadar farklı çıktı.

Zeka söz konusu olduğunda; genetik tek etmen değil. Genetiğin ötesinde, araştırmalara göre, çocuğun zeka gelişiminde annenin önemli bir rol oynadığı görülüyor. Bunun başlıca nedeni fiziksel ve duygusal bağ. Yapılan çalışmalarda güvenli bağlanmanın zekayla ilgisi olduğu sonucuna varılıyor.

Minnesota Üniversitesi’ndeki araştırma da anneleriyle daha sağlam bir bağ kuran 2 yaş çocuklarının daha karmaşık sembol oyunlarını oynamakta geliştiğini ve sorun çözerken daha az öfke gösterdiklerini ortaya koydu.

Çünkü bu bağ, çocuklara dünyayı keşfetmek ve sorun çözmek için gereken güveni sağlıyor. Ayrıca bu anneler çocuklarının sorun çözmelerine destek olarak, kapasitelerini arttırmalarına yardımcı oluyor.

Washington Üniversitesi’nde yapılan araştırmada güvenli bağ ve anne sevgisinin beynin belli kısımlarının gelişiminde hayati önem taşıdığı bulundu. Araştırmacılar yedi yıl boyunca annelerin çocuklarıyla ilişkisi inceledi. Çocuklarına duygusal açıdan destek olan ve ihtiyaçlarını karşılayan annelerin çocuklarının, duygusal açıdan mesafeli annelerin çocuklarına oranla yüzde 10 daha büyük bir beyin çıkıntısına (hippocampus) sahip oldukları görüldü. Beynin bu bölümünün hafıza, öğrenme ve gerginliğe karşılık vermeyle ilgili kısım olduğunu hatırlamakta fayda var.

Elbette tüm bunlar çocuğun babayla ilişkisinin tam olarak gelişmesine ihtiyaç olmadığını söylemiyor. Sonuçta küçük çocukların zamanlarının çoğunu genellikle anneleriyle geçirmelerinin sebebi toplumda devam etmekte olan bazı cinsiyet rolleri… Bu durumda gerçekten de zekanın kalıtsallığından bahsedebilir miyiz?

Zekanın yüzde 40-60’ının kalıtsal olduğu hesaplanıyor. Bu da geri kalanın çevre, uyaranlar ve kişilik özelliklerine bağlı olduğunu gösteriyor. Aslında zeka dediğimiz şey, sorun çözme becerisi. Fakat en basit bir matematik sorusunu çözmek bile söz konusu olduğunda, limbik sistem de devreye giriyor ve beyin bir bütün olarak çalışıyor. Zeka her ne kadar mantıksal düşünmeyle bir tutulsa da, içgüdü ve duygulardan da etkileniyor ve bunlar da babanın katkısıyla oluyor.

Çok yüksek IQ’ya sahip bir çocuğun bile zekasını canlandırmamız ve yeni ödevlerle yaşam boyu beslememiz gerektiğini unutmayalım. Aksi takdirde zeka gelişmez ve atıl durumda kalır.

Genetik bir yana, babaların morali bozulmasın. Çünkü sadece duygusal anlamda var olarak bile, çocuklarının gelişimine çok fazla katkıda bulunuyorlar. Doğduğumuzda sahip olduğumuz IQ önemli ama belirleyici değil.

***

Yazının İngilizce orijinalini buradan okuyabilirsiniz. Bu çeviri ilk olarak BlogcuAnne.com‘da yayınlanmıştır.

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın

Bu yazı da ilginizi çekebilir

Işığın Yolu

Işığın Yolu

Bu kitap bir süredir merak ettiğim, okumaya fırsat bulamadığım bir kitaptı. Perşembe günü HTHayat’ın “Bağlanma Hikayelerimiz” seminerine giderken ancak yarısına gelmiştim. Sonrası daha eve dönüş yolunda ...