Yaşam ve Ölüm

0

Belli yaşların belli soruları, sorunları var. Varmış… Yaşayarak öğreniyorum. İlk diş çıktıktan sonrakinin ne zaman geleceğini bilmediğim gibi, bunları da öngöremiyorum. Ve çocuktan çocuğa ciddi fark ediyor.

6-7 yaş hayat, ölüm, dünya, cinsellik, adalet gibi tüm bu konulara kafa yordukları bir zaman. Zamanmış yani. Sırası gelince öğrendim. Ve zamanı gelince öğrendiğim her şey gibi, bunda da acemiydim. Sorular bizde şöyle başladı; “ben büyümek istemiyorum, ben büyürsem sen yaşlanacaksın, yaşlanınca öleceksin,” “ben büyümek istemiyorum, büyürsem ölürüm, ölmek istemiyorum.” Bu konular benim yaşlarım için epey karışık, gerçekten. Sürekli danıştığım bir uzmanımız var, az çok doğru şeyler söylemeye çalıştım. Mesela “hayır, anneler ölmez, ben asla ölmeyeceğim” ciddi bir yalan, kaçmak lazımmış. Fakat doğru şeyler söylemeye çalışmak tamamen yeterli olmuyor, bu meseleleri yetişkin hayatımızda da yaptığımız gibi, okuyarak, üzerine düşünerek, konuşarak ancak oturtmak mümkün.

Tam da bu noktada Çıtır Çıtır Felsefe Serisi girdi hayatımıza. Brigitte Labbe zaten idol benim için. Elif onunla nefis bir söyleşi yapmıştı ve yine oradaki cümle gibi; “Felsefe hayatın ta kendisi.”

Bu yazın büyük bir kısmı bu seriden parçalar okuyarak geçti. Zaman içinde diğerlerini de yazacağım, yazacağız. Çünkü bir kitap seti olmaktan öte, tek tek ve tane tane okuyacağınız kitaplar dizisi. Blogcugiller de şu ara Mutluluk ve Mutsuzluk‘u okuyor mesela.

Kitap önce canlının neye deneceğini açıklayarak başlıyor. Yaşam döngüsünden bahsediyor. Durup düşünüyor, konuşuyoruz, ekmeklerin buğdaydan meydana geldiği kadar gerilere gidiyoruz. Zalim krallara bile geliyor sıra. Derken kişiliği anlatıyor ve bana her okuduğumda iyi gelen, bilsem de hatırlamaktan mutluluk duyduğum bölüm geliyor:

“Bir insan öldüğünde, ölen onun bedenidir. Kişiliği ise, asla ölmez. O var olmaya devam eder.”

Sonra ruhun ne olduğuna, insanların neden öldüğüne değiniyor. Zaman kısmından bahsediyor, ki burayı ben de çok iyi açıklayamıyordum. Bazen çok erken, bazen beklenmedik oluşundan bahsetmesi çok güzel.

“Sevdiğimiz kişilerle olmak, hayattaki en büyük keyiftir. Sevdiklerimiz yakınımızda değilse, pek de mutlu olamayız. Dönüşlerini sabırsızlıkla bekleriz. Bu nedenle, sevdiklerimizin ölmesinden korkmamız çok doğaldır. Çünkü ölen, artık sonsuza dek yoktur. Dönüşü imkansızdır. Çocuklar, yetişkinler, yaşlılar, kısacası herkes sevdikleri olmadan yaşamaktan korkar. Aslında korkutan ölüm değildir. Korkutan, sevdiklerimizden ayrı yaşamaktır.”

Yaş grubuna gelecek olursak, bu kişiye göre gerçekten değişir. Serinin bazı kitaplarını henüz çocuklara okumadım, erken buldum, fakat ben okudum ve bana iyi geldi. Bizim ekip 7 yaş, bu kitabı da bir kerede okuyup bitirmedik, bazı akşamlar parça parça okuduk ve üzerine düşündük. Kitap herhangi bir dini/kültürel düğmeye basmadan tatlı tatlı bu zor konuyu anlatıyor ve tam da bitmesi gerektiği şekilde bitiyor:

O halde gerçek soru; “Neden ölürüz?” değil, “Nasıl yaşamalıyız?” sorusudur.

 

***

Bu yazı ilk olarak BlogcuAnne.com‘da yayınlanmıştır.

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın

Bu yazı da ilginizi çekebilir

Uçsuz Bucaksız

Büyük oğlumun okulunda bir seminere katıldım birkaç hafta önce. Konuşmacı yetişkinlere bir zeka sorusu yöneltti ve süre verdi. Fakat kimsenin çözebilmesini beklemediğini, bunu düşünme becerileri ...