Uçsuz Bucaksız

0

Büyük oğlumun okulunda bir seminere katıldım birkaç hafta önce. Konuşmacı yetişkinlere bir zeka sorusu yöneltti ve süre verdi. Fakat kimsenin çözebilmesini beklemediğini, bunu düşünme becerileri üzerine anlatacağı konu için yaptırdığını da ekledi.

Çözmem sadece birkaç dakika sürdü. Konuşmacı daha önce çözebilen veli çıkmadığını söylediğindeyse gururum arttı. 32 yaşındayım, “evet zeki bir insanım” diyebildim. O da yine nihayet bilirkişi onayından sonra.

O günden beri aklımda bunlar var. Zeka üzerine okuyorum ve kafa yoruyorum. Belki şimdi zamanı olduğu için, karşıma ilham verici örnekler çıkıyor. Brigitte Labbe söyleşisinin tamamını çok beğenmemin yanısıra 37 yaşında yazmaya başlamış olmasını ayrıca cebime koydum.

Anne olmak insanın kafasına sert bir darbe almasına benziyor bazen. Instagram’da okuduğum kitapları paylaştığımda “ben ne zaman vakit bulabileceğim” diye soran anneler oluyor. Onları öyle iyi anlıyorum ki… Çocuklarımın bebekliklerinin en yoğun olduğu ilk üç yıl boyunca kendimi hamstera benzetiyordum. Koşuyordum ama bir yere gittiğim yoktu. Hayatım yedir, yatır, temizle gibi eylemlerden ibaretti. Ve bu sonsuza dek sürecek gibiydi.

Nihayet öğretmenliğe karar verip yolum diplomayla kesişince, dünya kısa bir an için başıma yıkıldı. Eğitim çok yoğundu ve herkes çok zekiydi, bense hiç değildim. Çocuklar, okul, iş, güç ve derken hazırlamam gereken ödevler, okumam gerekenler hepsi üzerime yığıldı ve kendimi çok kötü ve çok yetersiz hissettim. O kadar zorlandım ki…

Fakat ilk defa gerçekten olumlu pekiştiren bir eğitim ortamındaydım ve bu çok iyi geldi. Öğretmenler destekleyici, açıklayıcı ve istekliydi.Ben sadece anneyim,” dediğimde; “bir anne asla sadece bir anne değildir” diyen öğretmenimi hiç unutamam herhalde.

Hayatımdaki kırılma noktası o yoğun günlerdi. Bir sunumdan yeterli not alamadığımda, dönüş yolunda iki saat ağladığım, yeniden denediğim, teşvik eden, çabayı öven insanlar vakit geçirdiğim o günler çok değerliydi. O deneyimle bir tünelden geçtim ve dünyam değişti. Çocuklarıma, öğrencilerime baktıkça ve yeni okumalar yaptıkça zekanın da bize öğretilenden çok farklı bir şey olduğuna inandım.

Düşündüm de; ben nihayet kendimi en zeki hissettiğim zamanlardayım. Hala yol ve yön bulmak benim için zor ama o durağanlığı atıp verimli okumalar yapabildiğim günler geçiriyorum. Hızım, aklımınkine neredeyse yetişiyor. Unutkanlıklarım istediğim kadar azalmadı ama zihnimdeki yoğunluk kıvamında. Eksik yönlerimi mükemmelleştirmekle uğraşmak yerine, kendimle geçinmeyi öğrendim. Yeni bir dil öğrenmenin heyecanına kapıldım. Çocuklar öğreniyor, ben öğreniyorum ve beraber pratik yapıyoruz. İspanyolca epey eğlenceli ama bana iki sene önce yeni bir dil öğrenmekten bahsetseydiniz; “geçti benden” derdim. Sahiden de öyle hissederdim. Oysa şimdi biliyorum ki; yeni başlıyor.

Bu bence hem kültürel bir şey, hem de mutlaka eğitim sistemiyle ilgili. Belki nihayet etrafımda hiç “yapamazsın, yok daha neler, icat çıkarma” diyen kimse olmadığı için, aksine beni çevreleyenler, çok yakınlarım hep destekleyici olduğu için daha iyi bir öğrenciyim. Tıpkı Elif’in de dediği gibi, yazma cesaretini 30larımda, kendimle ilgili birçok anlamda yol kat ettikten sonra değil de, öğretmenlerimin doğru yönlendirmesiyle edinmiş olmak isterdim. Sınıfta resmi hiç panoya asılmamış o kız olarak, koca kadın halimde suluboyaya başlamam da aynı sebepten.

Ve çocuklarıma en çok hissettirmek istediğim duygulardan biri de bu. Uçsuz bucaksız olabilirler ve kafalarına ne koydularsa yapabilirler. Üstelik şimdiden…

***

Bu yazı ilk olarak BlogcuAnne.com‘da yayınlanmıştır.

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın

Bu yazı da ilginizi çekebilir

Ödüllerle Cezalandırılmak

Kitap daha ilk elime geçtiğinde heyecanlandım çünkü; Alfie Kohn. İlk kitabı bana gerçekten çok iyi gelmişti ve çok kişiye tavsiye etmiştim. Bunu da epey merak ettim ...