Oryante Edebildiklerimizden Misiniz?

0

İlkokula başlayan çocuğunun olması gerçekten sandığımdan zor bir şeymiş. Ben tüm geçişlerde zorlandım. Bez bırakırken, anaokuluna başlarken… Bir sürü örnek verebilirim. Bu en kallavi olandı ve en taze olan, o yüzden hala zor. Kaygıdan ölüyorum, ürtiker döktüm, saç diplerim bile yara oldu ve ancak normalleşiyorum.

Bir haftalık “oryantasyon” süreci kapsamında, mecburen okulda bulunmam gerekti. Bu hem süre olarak azaptı gerçekten, hem de veliler beni bile yordu. Öğretmenleri düşünemiyorum. Düşünmeye çalışıyorum.

Çok eleştiriyoruz. Hepimiz, çok fazla. Bazen o kadar çok ki, kendimi de katarak söylüyorum, tek yaptığımız eleştirmek oluyor. Eğitim sistemi, okullar, öğretmenler, sahiden aksayan yönleri olan, hatta zaman zaman neresinden tutarsanız elinizde kalan bir düzen. TEOG tartışması geldi yeniden ve okuyacak takatim bile yok şu anda, Japonca gibi geliyor… Tüm bu eleştirinin büyük bir kısmına hakkımız var ve nihayetinde sorumluluğumuz. Ama en büyük sorumluluğumuzu es geçiyoruz.

Kendimiz. Veliler. Sen, ben, hepimiz. Nasıl böyle delirdik? Bir durup düşünsek mi? Kaygıyı anlıyorum, diyorum ya ben kaygı düzeyi ciddi olarak yüksek bir insanım. Buna kendimce geliştirdiğim zaman zaman bilimsel, zaman zaman tamamen hurafe çözümlerim var. İdare ediyorum. Çocuklara olabildiğince yansıtmıyorum, yansıdığını hissedersem destek alıyorum… Ve öğretmene yansıtmayı ve hatta bunu düzenli bir azap haline getirmeyi zaten hakkım olarak görmüyorum. Bu nokta bence önemli.

İlk gün kısacık tanıştık öğretmenle, kendimizi tanıttım, ailemi tanıttım, ufak bir sohbet… Tamamdır. İlerleyen günlerde; “yapmam gereken bir şey var mı?” “bilmem gereken bir şey var mı?” gibi bana düşen görevleri sordum. Kaçta almak, bırakma, nerede beklemek, teneffüste ne yapmam gerektiği gibi. Bu kadardı. Zaten öğretmen, mesleği gereği bana da yapmam gerekenleri usülünce ve anlaşılır bir şekilde anlattı.

Bırakıp çıkmanız ve aşağıda beklemenizin yeterli olduğunu söylüyor mesela. Kimse dinlemiyor ki! Büyük bir çoğunluk (5 sınıf-20 küsur kişi desen; ortalama 100 kişi) sıkış tepiş şekilde koridorda. Ayrılmıyorlar. Asla. Bazıları ittirerek en önde, kapı açılır açılmaz kafayı uzatıyor. Ya da zaten dayanamayıp arada açıyor ya da kulağını dayıyor. Yahu içeride ne yapıyor olabilirler, gerçekten?

Beslenme saati geliyor. “Ay bensiz yapamaz” denen, “yedin mi yavrum, yedin mi, yedin mi, yiyor musun?” denen çocuk gayet sakin, mutlu yiyor, ama anne/baba tepesinden ayrılmıyor. Bir rahat mı versek? Uyku eğitiminde bile kademeli olarak uzaklaşmıştık, mantık genelde böyle işliyor, ama veliler gerçekten bitişik nizam takılmayı sürdürüyor. Ve gördüğüm kadarıyla pek ağlayan çocuk yoktu, çok çok azdı. Ki zaten bu durum için öğretmenler ne yapılması gerektiğini biliyor. -Öğretmende ciddi bir sorun yoksa, varsa zaten bunu tepesinde bekleyerek görmek pek mümkün olmuyor.-

Seminer düzenliyor okul, sahiden çok tatlı, bilgilendirici bir şey. Öğretmenler de katılmanızı istiyor ama bir kısım bunun için dahi o kapıdan ayrılmıyor. İnanılmaz. Yemekhane var, oraya yazdırıp yazdırmamak saatlerce konuşulan bir konu. Çok kısa bir karar, yazdır, yemezse alırsın, yerse devam eder ya da her neyse. Ya da çocuğa sor demek isterim ama o gerçekten ileri bir olgunluk düzeyi olur. Okulun ilk günü, ilk haftası çocukların değil, velilerin çünkü.

Öğretmenin işi zor. Daha ilk dakikadan telefon, Whatsapp grubu isteyen çok. “Ödevlerimizi öğreniriz,” diye düşünüyorlar. E verilenler bizim ödevimiz değil, çocukların. Elbet haberdar olurlar. Olamazlarsa sonucunu yaşar ve öğrenirler. Öğretmen insan, gece yarısı arayıp “bugün benimki nasıldı?” diye sorabileceğimiz bir hizmetli değil. Olmamalı. Çocuklarımız bizler için biricik ve eşsizler evet, ama okulda yüzlerce çocuk var. Hepsi gibi, bizimkiler de düşecek, bazen aç kalacak, haksızlığa uğrayacak, ödevini unutacak, belki yalnız hissedecek. Ve böylece büyüyecek, yaşamın ta kendisi gibi…

Neler gördüm bir haftada… Daha en baştan sınıfa alınacak bir şey olduğunda, aksilenmek, itiraz etmek ayrı bir kriz mesela. Destek olabileceğim ne varsa olmak isterdim ben. Elimden gelen her neyse. Bu her zaman parasal bir şey olmak durumunda da değil elbette. Ama destek olmak mümkün. Çünkü ortada çaba var, emek var, öğretmenin üzerinden biraz yük almakta fayda var.

İyi okullar (devlet ya da özel ayırmadan) var. İyi öğretmenler var… Belki azalıyor, işleri giderek zorlaşıyor ama var. İyilere odaklanabiliriz. Bir ucundan tutabiliriz. Kötüleri düzeltmeye kendimizden başlayabiliriz. Çok kolay eleştiriyoruz, hepimiz. Biraz da kendimize bakabiliriz. Önce kendi kapımızın önünü süpürsek de, sonra dünyayı değiştirmeye kalksak… Her eğitimci/uzman/bilirkişi eğitimin ailede başladığını söylüyor. Öyleyse tüm sistemi eleştirmeye ve zaman zaman çöpe atmaya başlamadan önce, aynayı kendimize mi tutsak, ne dersiniz?

***

Bu yazı ilk olarak BlogcuAnne.com‘da yayınlanmıştır.

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın

Bu yazı da ilginizi çekebilir

Kızıma Öğretmek İstediğim 21 Şey

Bir kızım olacağını öğrendiğimde çok heyecanlandım, aynı zamanda endişelendim de… Annem gibi bir anne olup olamayacağımdan emin değildim. Üzerimde büyük bir baskı hissettim. Tehlikeli bir dünyada ...