Neden Terapi?

0

Uzun ve dolu bir hikayem var benim, dışarıdan göründüğünden epeyce farklı ve çetrefil. Herkesin vardır aslında. Galiba sadece farkında olanlar acı hissediyor.

Bebek sahibi olmaya karar verdiğim zamana denk geliyor kendimle uğraşma ve büyütme sürecim. Sanırım buna kendini ve varlığını fark etmek diyebilirim… O zamanki motivasyonum “kendi travmalarımı çocuğuma aktarmamak” olmuştu. Çok okudum, araştırdım, insanlarla konuştum, alternatif yöntemler denedim. Ama o kadar.

Sonra hayatımda bazı değişimler oldu, bilenler az çok biliyor ve durup “ben sadece daha güçlü olmak istiyorum” diyerek bir profesyonelin kapısını çaldım. Kendi isteğimle, ki bu önemli bir şeymiş, sonradan öğrendim. Motivasyonum yine çocuklarımdı. Onlar için iyi olmak, sağlıklı kalmak… Şimdiki aklımla bunun aslında en doğru sebep olmadığının farkındayım ama yine de bir başlama noktası olduğu için seviyorum. Benim terapötik sürecim gerçek anlamda o zaman başladı. Bir süre o uzmanla çalıştık ama aksamalar vardı. Sonra hayat aktı, ben biraz daha büyüdüm ve hazır hissettim, nihayetinde yaklaşık 1.5 yıl önce ruhuma, hikayeme uygun biriyle “çalışmaya başladık.”

Terapi güncelde birçok insanın zannettiği gibi, “parasını verdim, anlattım, hafiflettim çıktım” diyebileceğiniz bir şey değil. Hiç değil. Üzerinizden kamyon geçmiş gibi hissettiğiniz çok oluyor. Öfkelendiğiniz, dağıldığınız, durup düşünmeye ihtiyaç duyduğunuz saatler, zamanlar oluyor. Bırakmak istediğiniz, yüzleşmek istemediğiniz haller çıkıyor ortaya. Bazen kendinizi yataktan kazıyıp zorla gittiğiniz, bazen seansı son anda iptal edip pişman olduğunuz oluyor. Çünkü o karman çorman dolabı boşaltıp, tek tek inceleyip yerine yeniden yerleştirmeniz gerekiyor. Bir yandan hayat akıyor, sorunlar, gitmeler, gelmeler, olaylar devam ediyor. Eskiyi tamir ederken, günceli en az hasarla atlatmayı da öğrenmek gerekiyor. O karanlık tünelden tek başınıza geçiyorsunuz. Bu elbette her zaman çok eğlenceli değil ve cesaret istiyor. Çünkü sorumluluk alıyorsunuz. Hataların, bedellerin, seçimlerin yükünü tek başınıza taşımayı seçiyorsunuz. Ve bağımsızlık tam olarak da bu demek.

Uzun bir yolculukmuş bu, başlamadan önce bu kadarını tahmin etmiyordum. Ben okuyarak, dersimi çalışarak her şeyi halledebileceğime inanırdım. Annelikte de buna çok inanmışım. Öyle değilmiş meğer. Çocuk büyütmenin yegane yolu, kendini büyütmekten geçiyormuş. Daha çok var gidilecek yollar biliyorum, ama bin kilometrelik bir yolun onuncu kilometresinde olan birine pes etmesi gerektiğini söylemek gibi olur bu. Hiç yol katetmediğimi söylemek haksızlık olur ama daha uzun bir yolum olduğunun da farkındayım.

Hala iş ortamında, sosyal çevrelerde “akşam terapim var” demekte zorlandığım oluyor. Çünkü “ne olmuş da delirmiş”  bakışları hala var. Üzerinize yapışan ithamlar yorabilir. Az gelişmiş ve gelişime kapalı zihinler sizi “sorunlu”, “kafayı kırmış”, “doktorluk olmuş” kategorisine yerleştiriyor ve bu sizi rahatsız edebiliyor. Bir süredir yüksek sesle söyleyebiliyorum, çünkü bu noktada kendime saygı duymayı başardım.

Kabul edelim ki; hepimizin var hikayeleri. İzler taşıyoruz ve taşıdıklarımız zamanla muhakkak ağırlaşıyor. Herkesin hiç değilse “koruyucu tedavi” kontenjanından böyle uğraşlar vermesi gerektiğine inanıyorum ben. Çünkü bu kadar temel sıkıntıya meditasyon, reiki, namaz, nefes, nlp falan gibi şeyler sahiden deva olmuyor. Anlık rahatlamalar sağlıyor ve hepsi o kadar. Zencefille zatürre tedavi edemezsiniz.

Bu o kadar suistimale açık bir sektöre dönüşmüş ki, korkuyorum. “Beş seansta anksiyeteyi çözüyoruz”, “bilinçaltı temizlenir, çakralar açılır, aile dizilimi yapılır” diyen teyzelere dikkat. İnanmış! Robotik bir sesle “anda kalın” diyen, mandalalar çizerek travmaları tedavi ettiğini düşünenlerden lütfen uzak durun. Hayır kaçmayın “doktora” gitmekten, her konunun uzmanı var, lütfen uzmana başvurun. Aksi durumda, evde ameliyat yapmayı deneyen bir kırık çıkıkçıya gitmiş kadar oluyorsunuz. Adam sizi açıyor ve aslında ne yapacağı hakkında en ufak bir fikri yok. Oysa uzmanla yol aldığınızda, yaptığınız nefes egzersizin de, ibadetin de bir anlamı oluyor artık.

Dedim ya; uzun bir yolculukmuş bu, daha çok var öğreneceğim, tamir edeceğim ve yerine yerleştireceğim çekmeceler.  “Küçüğüm, daha çok küçüğüm…” Ama ışığı görmeye başladım, gölgeleri ayırt ediyorum artık ve bocalayarak yürümek yerine kontrollü bir sürüşü başardım. Kendimi bu noktada takdir ettiğimi itiraf etmeliyim. 

Bin teşekkür ederim hayata, bana gerçekten uzman, zeki, güvenilir, sevgiye karşılık veren bir rehber gönderdiği için. Ne çok beklemişim ve kendimi hazırlamışım meğer, sonradan hissettim. Onu nihai bir kurtarıcı olarak görmemeyi, olgun ve bağımsız bir ilişki kurabilmeyi bile zamanla başarabildim ben. O odadaki her bir gün ve an için teşekkür ederim. Güvende olduğum için, aklımı ve ruhumu emanet edebildiğim, bazen bağıra bağıra ağladığım, bazen susmadan çenem ağrıyana dek anlattığım, bazen sakince dinlediğim, sessizce beklediğim ve hangisini yaşamaktaysam o hale kendimi bırakabildiğim için.

Bu yazıyı en çok ona minnet duygusuyla yazdım, yapabileceğimin en azı da bu galiba; çünkü herkes gitsin istiyorum sahiden. Bütün bu deneyimleri yazıyorum, çok seviyorum bu hikayeyi kendime anlatmayı. Gizliden gizliye bir gün kitap olacağını hayal de ediyor olabilirim, evet.

Ben kendimi büyütmeyi, yeniden doğurmayı, kendimden yepyeni bir ben yaratmayı, eğitmeyi çok seviyorum. Kimilerine göre “seyr-i süluk” bu, kimine göre “kişisel gelişim” ya da “kendine yolculuk”... Ya da “ne kadar güçlüsün sen!” iltifatının sırrı.

Kadın olarak, anne olarak, öğretmen olarak, yalnız anne olarak falan değil. Sadece “ben” olarak. Bu çok değişik bir deneyim, benim için. Hayatı döke saça, hatalar yaparak, bazen aynı hatayı emin olmak için tekrarlayarak yaşamak çok güzel! Çünkü oyuna katılmak tam olarak bu demek.

Elbette bazen yorgunluk hissettiğim oluyor, işte öyle sabahlarda bu şarkıyı dinliyorum:

***

Bu yazı ilk olarak BlogcuAnne.com‘da yayınlanmıştır.

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın

Bu yazı da ilginizi çekebilir

Keçi ve Ben

Keçi ve Ben

Bu kitap benim için tüm Fatih Erdoğan kitaplarından ayrı bir yere sahip. Çünkü bizim o mükemmel yaz günü, Fatih Abi’nin atölyesinde geçirdiğimiz günün anısı. Benim ...