Güçlü Kadınlar ve Ötekilerin Dayanışması

0

Bu “güçlü kadın” ifadesini ne kadar sevmesem de, daha iyisini bulamıyorum. Aslında düşününce galiba bu ifadeyi bir “erkek”ten duyduğumda kızıyorum sadece. Çünkü genellikle attıkları yumruklarla devrilmemiş olmamızı garip bir şekilde vurgulamak için kullanıyorlar. “Sen güçlüsün, büyük düşün” gibi.

Dürüst olmalıyım ki; o Issız Adam yazısını yazmak kolay olandı. Yani hikayeyle ilgili anı biriktirmek elbette tatsızdı ve birçok okuyucu yazının altında akan hüznü de hissetti. İntikam bazen bir nefeste yazılan bir blog yazısıdır belki, kim bilir?

O yazıyı yazmak aslında kolay çünkü onu yazarken de kendime bakmıyorum aslında. Ve bu hafife almak benim en kolay yaptığım şey. Sizler de, okuyup gülerken, hissederken aslında yine aynı şeyi yapıyorsunuz biraz. Sonsuza kadar bu muhabbeti sürdürmek mümkün. Oysa tekamül tam tersi aslında. Tam olarak kendine bakmak. Kendinle yüzleşmek. Bu bazen o kadar zor ki… Durup “Ebrar daha n’apsın?!” diye bağırdığım anlar sahiden hala fazla. Oysa yapılacak bir şey kalmadığında, oyun da bitmiş olacak.

Mesele o tür adamlar değil. Biz “güçlü” kadınların, o bahsettiğim devasa masalarda feminist sohbetler kaynatan, yaşamının sorumluluğunu almış kadınların neden bu üçgenler içinde kendini bulduğu… Düşünüp bulmamız gereken bu. Adamların hangi kromozom bozukluğuna sahip olduğundan daha önemli ve gerçek olan bu. 

Yazıdan önce ve sonra konuştuğum birçok kadın arkadaşımla paylaştığımız deneyimlere bakınca, çoğumuzun yaşamından yıkıcı, değersizleştirici ilişkiler geçtiğini görüyoruz. İnsan inanamıyor. “Nasıl feminist oldum?” diye sorsak belki cevabı burada, bilemiyorum. Mesele bizlerin ebeveynleriyle kuramadığı o ilişkide aslında. Bir çocukluk anısında, hesabını kapatamadığı bir defterde…

“Kendinizin ebeveyni olun”u o kadar tersinden anladığımı hissediyorum ki örneğin. Yine kendimden mükemmelik bekleyen, her bir vazifeyi muazzam bir şekilde kotarıp uykusuz yaşayabilen kadın olmak… Kendine notlar veren ve sıklıkla da sınıfta bırakan. Hayat öyle bir şey değil. Mükemmel olmak zorunda olmadığımı sıklıkla hatırlatıyorum kendime. “Bırak dağınık kalsın”  diyor bir arkadaşım. Sahiden bırakalım dağınık kalsın biraz.

Peki Ebrar daha n’apsın? İçime oturan karanlıkları biriktirip terapiye götürmeye devam mesela. Eskisinden daha zor ve ağır geçiyor seanslar. Önceki sıklıkta gitmiyorum ama yoğunluğu çok arttı. Bazen zor geliyor, ama galiba seviyorum ben üzerine gitmeyi. Korkmadan. Korkusuzluğumu seviyorum.

Spora başladım. İçimdeki öfkeyle ne yapacağımı bilemiyormuşum meğer, nasıl da iyi geldi. Oysa ben bir derviş olgunluğuyla herkesi ve her şeyi sakince kabul ettiğimi zannediyordum. Kendime gülüyorum; “hepsini koşuyorum” diyerek. Ama geçen gün, hızla koşarken, adeta ayaklarımın altında kıvılcım çıkacakken hepsini bırakıp oturdum ve tavuklu pilav yiyip ağladım.

Hala eksiklerimle ve tam yaptıklarımla, yanlış seçimlerimle ve doğrularımla, başardıklarımla ve henüz başaramadıklarımla kendimi kabul etmek benim için dünyanın en kolay şeyi sayılmaz. Yazımın sonuna bile üçüncü gözle baktığımda üzüldüm halime. Hala mutlak bir mutluluk peşinde olmak hayatın kendisine haksızlık galiba. Mutluluğun öyle bir şey olmadığını, anlardan ibaret olduğunu, “sonsuza dek mutlu mutlu yaşadılar”ın gerçeküstü olduğunu yeni öğreniyorum ben.

Tek başınalığıma övgüler dizdiğim günler şimdi. Bunu çok sevdim. Kendimi tanımak ve sevmekle ilgili yol aldığım zamanlar. Bir bakıyorum etrafıma, yalnız değilim. “İyi ki bu tek başına gidilen yolda yalnız değilim” diye gülümsüyorum.

Evet güçlü kadınlarız biz. Bununla da gurur duymalıyız. Ama kız kardeşlik kültürüne, “ötekilerin dayanışmasına” daima çok ihtiyacımız var. Birbirimizi en çok biz anlarız. O yaraları ancak birlikte daha kolay sararız.

Her karanlık koridorda, her zor zamanda bir başka kız kardeş tuttu elimden, benzer yollardan geçtiğini fısıldadı, bazen hiç empati yapmaya bile gerek duymadan, sormadan anladı. Evet arada dikenlerini batıranlar da oldu, ama yapacak bir şey yok. Kalbini açmak, önce kendine sonra birine daha anlatmak ışığı bulmanın tek yolu.

Bu yazı biraz da teşekkür. Buraya her yazdığımda, her cümlede sırtımı sıvazlayan, kucaklayan, anlayan, elimi tutan her bir ruha.

*

Bu yazı BlogcuAnne.com sitesinde yayınlanmıştır. 

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın

Bu yazı da ilginizi çekebilir

Aşırı ekran tüketimi hakkında ne yapmalı?

Geçen hafta HT Hayat‘ın düzenlediği Ekran Nesli (Screenagers) filminden çok kısaca bahsetmiştim. Filmi izlemeye gitmeden hemen önce NY Times’daki şu yazıyı okumuştum. Bu haftaki ‘Pazar çevirisinde’ ...